yazmayalı bir ayı geçmiş. bir ay içerisinde bir çok şey yaptım, istanbul’a gidip yeni bir meslek öğrendim, sertifikamı da aldım ve geldim. yine erkeklerle görüşmeye başladım hem de kendimi daha çok kabul ederek. o kadar çok baskılıyormuşum ki kendimi, ilişkiyi duygusal anlamda ve daha uzun süreler yaşayınca anladım.
istanbul’a gitmeden önce biriyle buluşmuştum, buraya yazmadım diye hatırlıyorum. onunla güzel geçmedi çünkü kendisinin henüz ilk seferiydi ve daha öpüşürken tüm enerjisini boşalttı. sonra bir daha yazdı ve bir şans daha vermek istedim ama bu seferde ses çıkarmadı. istanbul’dan geldikten sonra daha öncesinde görüştüğüm fakat üç, üç buçuk aydır görüşmediğim biri vardı. ona yazdım ve görüşelim hadi dedim. yani bunu diyeli perşembe günü tam bir hafta oluyor ve o da tamam dedi ertesi gün de buluştuk. o gelmeden önce, daha doğrusu ona özel değil bu, herhangi biriyle buluşmadan önce içimde hep bir gerginlik, isteksizlik, korku, midemde acı hissettim. ama bu hissi buluşmadan bir saat öncesinden itibaren tamamen yitirip yerine buluşmayı düşünmeye başladığım ve çok keyif alacağımı düşündüğüm anlara bırakıyorum. bu buluşmada da aynısı oldu. kötü, kendimi rahatsız hissettiğim anlar geceden itibaren başladı ama buluşmaya iki saat kala tamamen yok oldu.
neyse, eve geldi montunu astım ve hemen yatağa geçtik. detay vermeyeceğim.
ilişki içerisindeyken veya evdeki günlük yaşamımda feminen kıyafetler giymeye bayılıyorum. kendimi bu şekilde daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum ve bundan çok fazla mutluluk duyuyorum.
ilişkililerimin neredeyse tamamında pasif tarafta olan kişi bendim. bu durum beni rahatsız etmiyordu fakat bilinçaltımda farkında olmasan rahatsız ediyormuş. toplum, erkeklere hep belli roller veriyor fakat ben bu rollerin içerisinde biri değilim ki. içimde o kadar çok taşımışım ki, her buluşmamda ve ilişki içerisinde kendimi farklı bir dünyada gibi hissediyordum. sanki yıllarca hep o anları beklemişim gibi hissediyordum.
bu hislerimin kaybolup kaybolmayacağını bilmiyorum, bunu zaman gösterecek. fakat her yeni buluşma beni kendime daha çok kabul ettiriyor. ben buyum diyebiliyorum.
çok şey yazmak istersin de bir türlü yazamazsın ya, yaşadığım şey şu an tam olarak bu.
anneme durumu anlattım çünkü ben ne zaman ona bu konuları açsam bana karşı yüzü hiç gülmüyordu. kızlarla ilgili bir konu açsam çok mutlu oluyordu. ona, bu şekilde davrandığı için benim çok rahatsız olduğumu anlattım. daha çok dikkat edeceğini, beni koşulsuz sevdiğini söyledi. ama bunu söyletene kadar ağlayacaktım neredeyse o kadar zorlandım ki. bu konularda annem, o yıllarca beraber yaşayıp tanıdığımı sandığım annem değildi sanki. bambaşka biri oluyordu. ne zaman biriyle buluştuğumu söylesem ve bundan mutlu olduğumu anlatsam bana hep hastalık konusunu açardı. ona hastalığın cinsiyet ayırmadığını söylesem de, toplumda uzun yıllar kabul görmüş olan hiv virüsünün sadece eşcinsel ilişkilerde olduğu inancı, onda da vardı sanırım.
kendimi gerçekten kabule debildim mi? gerçekten bilmiyorum. iki kişinin karşılıklı rıza çerçevesinde, hiçbir şeye zarar vermeden ve zevk alarak yaptığı eylem yüzünden neden suçluluk duyuyorum ki? bilmiyorum. “erkek adam böyle yapmaz” sosyal kaygısını yaşıyor olabilirim.
içimdeki o feminen kıyafet tutkusu dört yaşımdan beri olan bir şey. kuzenlerim külotlu çoraplarını giyiyordum. bana verdiği zevki o kadar iyi hatırlıyorum ki. o anlar hala hayal meyal aklımda. annem artık kuzenlerimin çoraplarını giymemem için pazara gidip bana özel külotlu çorap bile almıştı. onu o kadar çok sevmiştim ki, sürekli kendim giydiğimi hatırlıyorum. sonrasında sanki bir anda bıraktım gibi oldu ama nasıl oldu bilmiyorum. dokuz-on yaşımda tekrar kıyafetler giydiğimi hatırlıyorum. onbir yaşımda çok büyük bir travma yaşıyorum ve hem annem hem de babam ne yazıkki tutuklanıyor. annem beş ay sonra tahliye oluyor ama ben o beş aylık süre içerisinde yine kıyafetler giydiğimi çok iyi hatırlıyorum. babamın çıkması uzun sürüyor yaklaşık iki yıl kadar tutuklu kalıyor. o dönemde artık liseye başlıyorum. lisedeyken pandemi patlak veriyor, o dönemde ben bol bol külotlu çorap almayı başarıyorum hem de hiç utanmadan. bunları giymek bana o kadar keyif veriyor ki. yıllar öncesine geri dönüyorum bir anda.
ilk buluşmamı yapmadan önce kendimin feminen taraflarını iyice keşfediyorum. bacaklarımı öyle görmek bile bana yetiyor ve hemen buluşmalıyım diyorum. ilk buluşma için tanıştığım kişi ile maalesef buluşamıyorum çünkü benim kararsızlıklarım buna engel oluyor.
başka biriyle tanışıyorum ve bu sefer oluyor. o ilk buluşmada söylediğim söz dudaklarımdan öyle bir dökülmüştü ki “sanki yıllardır bu anı bekliyormuşum” demiştim. zaten o keyifli geçen dakikalardan sonra bir daha asla bırakamadım, kendimi de çok iyi keşfetmiş oldum. oradan ayrılırken içimde bir pişmanlık, pişmanlıkla karışık olarakta bir gurur vardı. hem mutluydum hem de sanki toplumun dışına atılmış gibi hissediyordum.
çok mutluyum ama, artık kendimi biraz daha fazla kabul etmeyi başardım. ben böyle mutluyum ve değiştiremiyorum. ne kadar uğraşırsam uğraşayım illa dönüp dolaşıp hep aynı yere varıyorum. yani ittirerek olmuyor.
